İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Evet, yeryüzü Allah’ın hüccetleri ve delilleri iptal olmasın diye (bazen) zahir ve meşhur, (bazen de) korku ve gizlilik içinde yaşayarak Allah’ın hüccetlerini ikame eden birinden boş kalmaz.”[2]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Senin, yeryüzünde mutlaka velilerine tabi olanların dağılmaması için (bazen) zahir, (ama) itaat edilmeksizin ve (bazen de) gizli, korkulu ve bekleyen birbiri ardınca hüccetlerin olmalıdır. Onlar batıl devletin hakimiyeti zamanında sessizlik içinde ve insanların gözünden gizli olarak yaşasalar da ilim ve edeplerinin nuru insanlardan gizli kalmaz.”[3]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dikkatli olunuz! Sizler tanımama hususunda mazur olmayacağınız kimseye itaat etmeyiniz.”[4]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu işi (imamet makamını) sabır, basiret ve işleri bilen kimseler yüklenebilir.”[5]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İmam hakkı ikame etmek için düşünen bir kalp, konuşan bir dil ve gürleyen bir yürek sahibi olmalıdır.”[6]
İmam Ali (a.s) İmamların sıfatları hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar dini derk ettiler, anlayan ve riayet eden bir akılla derk ettiler; duyan ve rivayet eden bir akılla değil! Şüphesiz ilmin ravileri çoktur; riayet edenleri azdır.”[7]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim kendisini insanlara imam kılarsa başkalarını eğitmeden önce kendisini eğitmelidir. Başkalarını diliyle terbiye etmeden önce davranışları ile terbiye etmelidir.”[8]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Münezzeh olan Allah’ın emrini sadece, ödün vermeyen ihmalkarlık etmeyen ve şahsi hedefleri peşinde koşmayan kimseler ayakta tutabilir.”[9]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu ümmetin işine eskiden ve şimdi en layık olan kimse resule en yakın olan, kitabı en iyi bilen, dini en iyi düşünen, İslam’da öncü olan, cihatta üstün bulunan ve ümmetin yöneticiliğini omuzlamada en güçlü olandır.”[10]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İmamlardan her kimde şu üç özellik bulunursa imam olmaya ve bu emaneti omuzlamaya layıktır: “Hükmünde adaletli olmak, insanlardan uzak durmamak ve Allah’ın kitabını yakın ve uzak herkes hakkında icra etmek.”[11]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İmamete layık olan imamın bir takım alametleri vardır. Bunlardan birincisi büyük ve küçük tüm günahlardan masum olduğunun, fetva verirken sürçmediğinin, yanlış cevap vermediğinin, yanılmadığının, unutmadığının ve dünyadan hiç bir şeye gönül bağlamadığının bilinmesidir. İkinci olarak Allah’ın helal ve haramını, çeşitli hükümlerini, emirlerini, yasaklarını ve insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri en iyi bilendir. (O halde insanlar ona muhtaçtır). Onun insanlara ihtiyacı yoktur. Üçüncü olarak insanların en cesuru olmalıdır. Zira o müminler grubunun kendisine yöneldiği kimsedir. Eğer ilerlemekten geri kalırsa müminler de onun gerilemesiyle geri çekilirler. Dördüncü olarak; yeryüzünün tüm insanları cimri olsa da insanların en cömerdi olmalıdır. Zira eğer hırslı olursa elinde bulunan Müslümanların malı hakkında da hırslı olur. Beşinci olarak; tüm günahlardan masum olmalıdır. Bu özelliği ile masum olmayan uyanlarından ayrılır. Zira o masum olmazsa diğer insanların düştüğü helak edici günahlar, şehvetler ve lezzetlere kapılma hususunda kendisine güven olmaz.”[12]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İtaati farz olan imamın velayetinin büyük sınırları onun her türlü hata, sürçme, kasıt, büyük ve küçük her türlü günahtan masum olduğunun bilinmesidir. Ne sürçer, ne hata eder, dini ortadan kaldıran hiç bir şeye gönül vermez. Boş şeylerle uğraşmaz. O Allah’ın helal ve haramını, farz ve sünnetlerini, tüm hükümlerini en iyi bilendir. O bütün alemden müstağnidir. Diğerleri ona muhtaçtır. Şüphesiz o insanların en cömerdi ve insanların en cesurudur.”[13]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah nezdinde insanların en kötüsü sapan ve kendisi vasıtasıyla sapılan zalim imamdır. O uygulanan sünneti öldürür ve terk eden bidati diriltir. Şüphesiz ben Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: “Kıyamet günü zalim imam hiç bir yardımcısı ve özür dilemesi olmaksızın getirilir ve cehennem ateşine atılır. Cehennem ateşinde değirmen taşı gibi döner durur sonra derinliklerinde ipe çekilir.”[14]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamberinizin Ehl-i Beytine bakınız, yolunu takip ediniz. Arkalarından gidiniz. Zira onlar asla sizi hidayetten uzaklaştırmaz, sizleri yokluğa sürüklemez. Onlar otururlarsa siz de oturun; kalkarlarsa siz de kalkın.”[15]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bilin ki şüphesiz Al-i Muhammed’in (s.a.a) misali gökteki yıldızlar gibidir. Bir yıldız batınca diğeri ortaya çıkar. Adeta Allah’ın nimetleri aranızda kemale ermiş ve sizlere arzu ettiğiniz şeyler verilmiştir.”[16]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Biz nübüvvet ağacı, risaletin indiği yer, meleklerin gelip gittiği mekan, ilim madeni ve hikmet pınarlarıyız.”[17]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki bana (nebevi) risaletleri ulaştırma, vadeleri gerçekleştirme, kelimeleri tamamlama (Kur’an’ın tevili) işi öğretildi. Hikmet kapıları ve işin aydınlıkları (akli ve akidevi meseleler) biz Ehl-i Beyt’in yanındadır.”[18]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim değil de kendilerinin ilimde derinleşenler olduğunu zannederek yalan söyleyen ve bizlere zulmedenler neredeler? Oysa hidayet bizimle katedilir ve körlük bizimle giderilir.”[19]
İmam Ali (a.s) Ehl-i Beyt’i terk edenler hakkında şöyle buyurmuştur: “Onlar dünyayı seçtiler, ahireti artlarına attılar, berrak suyu bıraktılar bulanık sudan içtiler. Adeta onların fasıklarının kötülükle arkadaş olduğunu görür gibiyim.”[20]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Onlar (Ehl-i Beyt) ilmin hayatı, cehaletin ölümüdürler. Hükümleri, sizlere ilimlerini; susmaları, konuşmalarını; zahirleri, batınlarını haber vermektedir. Onlar dine muhalefet etmezler ve onda bir ihtilafa düşmezler. Onlar arasında din doğru sözlü bir şahit ve konuşan bir suskundur.”[21]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz imamlar Allah’ın kulları üzerindeki yöneticileri, kulları üzerindeki arifleridir. Cennete onların tanıdığı ve onları tanıyanlar dışındakiler girmez. Cehenneme de onları inkar edenler ve onların inkar ettikleri dışındakiler girmez.”[22]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Biziz haslar, dostlar, hazinedarlar ve kapılar. Evlere sadece kapılarından girilir, evlere kapılarından girmeyen kimse hırsız olarak adlandırılır.”[23]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İmanın yücelikleri onlardadır. Onlar Rahman’ın hazineleridir. Konuşurlarsa doğru söylerler, susarlarsa hiç kimse onları geçemez. (Sessizlikleri zayıflıklarından veya çaresizliklerinden değildir. Aksine hikmet ve maslahata dayalıdır. )”[24]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Biz yollar arasındaki dayanağız; geri kalan bizlere yetişir, ileri giden ise bize geri döner.”[25]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Ehl-i Beyt’imin aranızdaki misali Nuh’un gemisi misalidir. Ona binen kurtulur, geri kalan ise boğulur.”[26]
İmam Ali (a.s) Peygamberin (s.a.a) Ehl-i Beyt’ini zikrederken şöyle buyurmuştur: “Onlar (Resulullah’ın) sırrının yeri, emrinin sığınağı, ilminin hazinesi, hikmetinin üssü, kitaplarının mağarası (sığınağı), dinin dağlarıdır. Belinin eğriliği onlarla düzelir. Bedeninin sarsıntısı onlarla ortadan kalkar.”[27]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Allah dini bizimle açtığı gibi bizimle de kapatmıştır. Allah kin ve düşmanlıktan sonra kalplerin arasını bizimle bulmuştur.”[28]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Soyumuz daha üstün, Peygamber (s.a.a) ile akrabalık bağımız daha sağlam olduğu halde hilafet konusunda bize zorbalık edilmesinin sebebi hilafetin çekici ve cezzab oluşudur. Bir grup hırslanarak ona yumuldu, diğer bir grup (Ehl-i Beyt) ise cömertçe el çekti. (Aramızda hüküm verecek) Hakem ise Allah’tır.”[29]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Şüphesiz ki bizden olanların (iktidarı ele geçirme isteğinin), kudrete rağbet ve dünya malından bir şey elde etmek için oluşmadığını sen çok iyi biliyorsun. Aksine biz, mazlum kulların güven bulsunlar, askıya alınmış hükümlerin yeniden uygulansın, dininin nişanelerini yerine geri dönsün ve ülkelerini, ıslah ve bayındır olsun diye hükümeti istedik.”[30]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dolayısıyla baktım, Ehl-i Beyt’imden başka ne bir yardımcım, ne bir savunucum ve de bir dayanağımın olmadığını gördüm. Bu yüzden onları ölümün pençesine atmaktan çekindim. Dolayısıyla çerçöp kaçmış gözlerimi yumdum, kemik saplanmış boğazımla tükürüğümü yuttum.”[31]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki Arabın, Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra hilafeti Ehl-i Beyt’inden alacağı ve onlardan uzaklaştıracağı aklımdan bile geçmiyor, hayalime bile gelmiyordu. Ama sonunda bir grubun mürted olarak İslam’dan döndüğünü ve insanları Muhammed’in (s.a.a) dinini yok etmek için davet ettiğini gördüm. Dolayısıyla İslam ve Müslümanlara yardım etmezsem, onda bir gedik açılmasından veya yıkılmasından korktum. Bunun musibeti bana (hilafetten mahrumiyet musibetinden) daha büyüktür.”[32]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki Müslümanlar arasında ayrılık çıkacağından, küfre döneceklerinden ve dinin zarar göreceğinden korkmasaydım mevcut şartları değiştirmek için çalışırdım.”[33]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu iş (İslam dini) içlerinde 12 halife gelmedikçe bitmez.”[34]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Tümü Kureyş’ten olan...12 İmam onlara hükmetmedikçe işleri öylece geçer.”[35]
Bu konuda bir çok rivayet mevcuttur. bak. Sahih-i Müslim, 3/1451, Kitab’ul İmaret
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz benden sonraki hilafetin sayısı Musa’nın nakipleri (12 temsilcisi) sayısıncadır.”[36]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “12 Halife size hükmetmedikçe bu din sürekli kalacaktır.”[37]
Bu anlam hususunda Şii ve Sünni yoluyla gerçekten de bir çok rivayet nakledilmiştir. [38]
ABNA.İR
--------------------------------------
[1] Nehc’ul Belağa, 9. mektup
[2] el-Bihar, 23/46/91
[3] a. g. e 23/54/116
[4] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 18/373
[5] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 7/36
[6] Gurer’ul Hikem, 11010
[7] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 13/317
[8] a. g. e. 18/220
[9] a. g. e. s. 274
[10] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 3/210
[11] Kenz’ul Ummal, 14315
[12] el-Bihar, 25/164
[13] a. g. e. 68/389/39 (bak. ) tüm hadisler
[14] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebil Hadid, 9/261
[15] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 7/76
[16] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebil Hadid, 7/84
[17] a. g. e. s. 218
[18] a. g. e. s. 288
[19] a. g. e. 9/84
[20] a. g. e. s. 88
[21] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebil Hadid, 9/106
[22] a. g. e. s. 152
[23] a. g. e. s. 164
[24] a. g. e. s. 175
[25] a. g. e. 18/273
[26] el-Bihar, 23/105/3
[27] Nehc’ul Belağa, 2. hutbe
[28] a. g. e. 251/4 ve Emali et-Tusi, 21/24
[29] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 9/241
[30] a. g. e. 8/263
[31] a. g. e. 11/109
[32] a. g. e. 17/151
[33] Emali-i Müfid, 155/6
[34] Sahih-i Müslim, 1821
[35] a. g. e.
[36] Kenz’ul Ummal, 14971
[37] a. g. e. 30929
[38]a. g. e. 12/32, 33